27. İSTANBUL ULUSLARARASI KISA FİLM YARIŞMASI

Son Katılım: 31 Temmuz 2015

Konu: 

Uluslararası bölümde sadece film gösterimleri vardır. Yarışmalı bölüm yoktur. Yabancı kültür merkezleri aracılığı ile ya da doğrudan festivale başvurma yoluyla elde edilen filmler, özenli bir elemeden geçirilmekte, Türkçe alt yazı yapılan filmler üç ayrı salonda, ikişer kez, yönetmenin de katılımıyla seyirciye sunulmaktadır.

Ulusal bölümde ise kurmaca, belgesel, canlandırma ve deneysel filmlerin ayrı ayrı değerlendirildiği bir yarışma bölümü vardır. Seçici kurul tarafından, festivale başvuran tüm ulusal filmler izlenmekte, içlerinden gösterim programına alınacak filmler belirlenmekte, yine aynı kurul tarafından her dalın en iyilerine ödül verilmektedir. Bu yarışmada parasal karşılığı olan bir ödül yoktur. Kazananlara “Festival Onur Plaketi” verilmektedir.

Ayrıntılar: http://istanbulfilm.wix.com/festival

ÖĞ-DER ÖĞRETMEN KONULU KISA FİLM YARIŞMASI

Son Katılım: 22 Mayıs 2015

Konu: Konu “Öğretmen”‘dir. Öğretmenler ve eğitim dünyasını ele alacak her türlü senaryoyu kapsamaktadır.

Ödüller:

Birincilik Ödülü: 3000 TL, Dizüstü Bilgisayar, Milli Şuur Dergisi 1 Yıllık Aboneliği ve 1.lik Sertifikası

İkincilik Ödülü: 2000 TL, Dizüstü Bilgisayar,  Milli Şuur Dergisi 1 Yıllık Aboneliği ve 2.lik Sertifikası

Üçüncülük Ödülü: 1000 TL , Dizüstü Bilgisayar,  Milli Şuur Dergisi 1 Yıllık Aboneliği ve 3.lük Sertifikası

Mansiyon Ödülü: 2 adet Mansiyon ödülü verilecektir. Her bir mansiyon ödülü kazanana da Fotoğraf Makinası, Milli Şuur Dergisi 1 Yıllık Aboneliği ve Mansiyon sertifikası verilecektir.

Ayrıntılar: http://www.ogder.org/tr/goster.asp?id=1009&t=1

2. El Film Festivali 9. Kez Başlıyor

2-el-film-festivali-9-kez-basliyor-1426083259 2-el-film-festivali-9-kez-basliyor-1426083268

Bu yıl dokuzuncusu gerçekleştirilecek olan ön elemede elenmiş filmler festivali 2.El Film Festivali; ‘Dönüşüm Başlıyor, Festivale Koş’ sloganıyla yola çıktı. T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı- Sinema Genel Müdürlüğü tarafından desteklenen festival 13- 15 Mart tarihleri arasında Ankara’da Büyülü Fener Sinemaları’nda sinemaseverler ile buluşacak.

Festival Koşusu Başladı!

Uşaklı ultra maraton koşucusu Akın Yeniceli, 9 Mart Pazartesi sabah saatlerinde Uşak’tan çıktığı maratonunu; 13 Mart Cuma günü festival açılışına gelerek tamamlayacak. Akın Yeniceli’nin Kızılay Büyülü Fener Sinemaları’nda ipi göğüsleyeceği festival açılışı, Fahrettin Ünlü’nün yönetmenliğini yaptığı Peyk belgeselinin galası ile devam edecek. Peyk; hızlı olmak anlamına gelen ve Osmanlı Devleti’nde uzun mesafeleri çok kısa sürede kat etmesi ve haber taşıması ile bilinen dönemin habercilerine verilen bir ad. Detaylı araştırmalara ve titiz incelemelere dayanarak çekilen belgeselin galası, 13 Mart Cuma günü saat 19.00’da Yönetmen Fahrettin Ünlü’nün katılımı ile Kızılay Büyülü Fener Sinemaları’nda gerçekleşecek.

Elenenler Dönüşüyor!

Festival elenmiş tüm filmleri gösterim programına katarak izleyici ile buluşmasını sağlıyor. Böylece festivallerin filmleri hoyratça elemesine karşı çıkıyor. Daha önce en az bir film festivalinde elenen filmler, bu yıl dokuzuncu kez festival programında yerini aldı. ‘Ön elemede elenmiş film kötü film değildir’ sloganı ile elenmiş olan tüm ikinci el filmler izleyici ile buluşacak. Film gösterimlerinde yer alan 84 kısa metraj, 2 uzun metraj ve 7 belgesel filmin yanı sıra; festival söyleşileri, video yarışması, ‘Film ve Analiz Atölyesi’ gibi etkinliklerin de yer alacağı festivalde, tüm etkinlikler ücretsiz gerçekleştirilecek.

CİNDRELLA

Film Özeti

Annesinin ölümünün ardından babası başka bir kadınla evlenen Ella, iyi niyetle üvey annesine ve onun iki kızına elinden geldiğince yardım etmektedir. Ancak tüccar babasının beklenmedik ve erken ölümü, onu hizmetçiliğe ve hiç istemediği bir hayata sürükler. Günün birinde ormanda karşılaştığı ve sarayda bir çırak zannettiği, ancak prens olduğundan habersiz olduğu yakışıklı genç ise onun kalbini çalacak ve yeniden umutla dolmasını sağlayacaktır.
Sarayda düzenlenecek bir balodan haberi olduğundan büyük bir heyecan duyar, ancak üvey annesi gitmesine izin vermez. Ancak bir mucize, ona dilenci kılığında iyi kalpli bir periyi getirecektir.
Klasik Kül Kedisi öyküsünün yepyeni Disney uyarlaması, 2015’te vizyona girecek. Sinderella’yı İngiliz aktris Lily James, üvey anneyi Cate Blanchett, periyi ise Helena Bonham Carter canlandıracak. Yönetmen ise Kenneth Branagh

SELAM BAHARA YOLCULUK

Film Özeti

Senaryosu gerçek bir hayat hikayesinden yola çıkılarak yazılan ‘Bahara Yolculuk’ filminde, Kırgızistan’da öğretmenlik yapan İsmail Öğretmen (Gürol Güngör) ve eşi Sevgi’nin (Aslıhan Güner) öyküsü anlatılacak. Türkiye’den yola çıkıp Kırgızistan’a herkese umut verecek bir hikayenin kahramanları olabilmek için gelen İsmail Öğretmen ve eşi, binbir fedakarlıkta bulundukları bu yolculukta Tanrı Dağları’nda yeri geldiğinde canları pahasına mücadele edeceklerdir.
Çekimlerinin çok büyük kısmı Kırgızistan’da yapılan filmin yönetmenliğini Hamdi Alkan üstlenirken başrolünde Aslıhan Güner, Gürol Güngör, Mert Yavuzcan ve Merve Sevi bulunuyor.

SON MEKTUP

Film Özeti

Avrupa’da 1914’te 1. Dünya Harbi’nin başlamasından kısa bir süre sonra Türkler de kendilerini harbin içerisinde bulurlar. Harpte Almanya ile beraber hareket eden Osmanlı İmparatorluğu tarih sahnesinde son yıllarını yaşar. O günlerde gönüllü olarak Çanakkale’ye giden ve orada tanışan Pilot Yüzbaşı Salih Ekrem ile Nihal Hemşire, bir yandan vazifelerini yerine getirmek için koştururken, diğer yandan da Fuat isminde kimsesiz bir çocuğu korumak için birlikte mücadele etmeye başlarlar. İngilizlerin bir hava baskınında Salih Yüzbaşı’nın ona yardımı sayesinde kurtarılan kimsesiz çocuk Fuat, Nihal hemşirenin kanatları altına sığınarak Salih Yüzbaşı ile Nihal’in daha da yakınlaşmasına vesile olur. Bu beraberlik kısa sürede “harp şartlarında dile getirilemeyen” büyük bir aşka dönüşür. 18 Mart’a kadar süren çatışmalarda Salih Ekrem Yüzbaşı, Nihal Hemşire, Nusrat Mayın Gemisi’nin Kaptanı Hakkı Yüzbaşı, Doktor Ragıp Yüzbaşı ve Erika Hemşire bir yandan bütün gayretleri ile vatan müdafaasına koşarken, diğer yandan da ayrılmaz dostluklar kurarlar…
Film, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 100. yıldönümünde vizyona girdi.

James Cameron ve SİNEMA

James Cameron (16 Ağustos 1954), yönetmenlik yanında senarist ve prodüktördür. Titanik, Terminator, Aliens ve Avatar gibi ödüllü Hollywood filmleri bulunur.

Film kariyerine senaristlikle başlayan Cameron yönetmenliğe daha sonra kısa metraj bir bilim kurgu olan Xenegenesis adındaki film ile başladı. Gördüğü bir rüyadan etkilenen James Cameron Terminator’ü yaratmaya o zaman karar verdi. Fakat daha yeni tecrübesi olmadığı düşünülerek senaryosunu yazdığı Terminator için yapımcı şirketlerden onay alamadı. Sonunda amacına ulaştı ve kült statüsüne ulaşacak olan bu filmi yaratabildi. Filmin devamı da ilk filmin gişe başarısının sonucu çekildi ve o da bir öncekini aratmadı. Cameron, bilim kurgu örnekleri vermeye devam etti ve Aliens, Abyss gibi yapımları çekti. James, 1997’de tüm dünyada adını duyurdu ve rekorlar kıran Titanik için senarist, yapımcı oldu ve yönetmen koltuğuna oturdu. Rekorlara imza atan filmi Titanik onun En İyi Yönetmen dahil (11 Oscar) o yılki neredeyse tüm ödülleri kazanmasını sağladı. Yine kendi filmi olan Avatar 6. haftasında Titanik‘in elinde tuttuğu rekoru kırdı. Bir bakıma James Cameron kendi rekorunu kırarak çıtayı biraz daha yükseltti. Bir süre belgesel çekimlerine ağırlık veren Cameron, Avatar ile yeniden beyaz perdeye döndü. Filmin yapımında Fusion Camera System teknolojisini kullandı. Avatar 17 Aralık 2009’da ABD sinemalarında gösterime girdi.

Charles Chaplin ve Sineması

Picture

Amerikan yapımı sessiz filmlerde canlandırdığı acınacak halde ama aynı zaman da komik küçük serseri (Şarlo/Charlot) karakteriyle dünya çapında ün kazandı. 1914’te oynadığı ilk filmini izleyen iki yıl içinde ABD’nin en tanınmış kişilerinden biri olmuştur. 1920’lerin başlarına gelindiğinde filmlerinin sağladığı gelirlerin yüksekliği karşısında hiçbiri istediği ücreti ödeyemez hâle gelmiş bu nedenle de ancak yapımcılığını kendisinin üstlendiği filmlerde rol almıştır.
1920’lerin sonlarında sesli sinemaya geçilmesinden sonra yalnızca birkaç filmde
görünmekle yetinmesine karşın, ilk dönem filmlerinin sinema klasikleri olarak
değerlendirilmesi ve yeni izleyici kitlelerince de ilgi görmesi nedeniyle ününü hemen hiç
yitirmemiştir. Uzun metrajlı büyük komedi filmleri arasında The Kid (1921;Yumurcak), The
Gold Rush (1925; Altına Hücum), City Lights (1931; Şehir Işıkları), Modern Times (1936;
Asri Zamanlar) ve The Great Dictator (1940; Şarlo Diktatör) sayılabilir.

Chaplin, melon şapka, dar bir frak ceketi, bol pantolon, büyük ayakkabılar, bıyık ve bastondan oluşan ünlü görünümünü ikinci filmi olan “Kid Auto Races at Venic’te” (1914,Venedik’te Ufaklıklar Oto Yarışları) yarattı. Kısa bir süre sonra Chaplin’in kendi filmlerini yönetmesine izin verildi, ücreti de gitgide astronomik rakamlara ulaştı. O dönemin yıldızları Mary Pickford, Douglas Fairbanks ve ünlü yönetmen D. W. Griffith ile her birinin kendi filmlerinin dağıtımını bağımsızca yürütmesi koşuluyla, “United Artists”i kurdu. First National ile olan sözleşmesi The Pilgrim (1923; Şarlo Hacı) filmiyle sona erdikten sonra, 1966’da Universal için yaptığı “A Countess From Hong Kong”a (Hong Kong’lu Kontes) değin filmlerini yalnızca kendi şirketi adına çekti. Chaplin’in bu hızlı yükselişi bir ölçüde filmlerinin pazarlamasında, konularından çok filmde oynayanların önemli olduğu yıldız sisteminin gelişmesinden kaynaklanıyordu. Aslında Pickford, Fairbanks ve başkalarıyla birlikte Chaplin’in perdedeki kişiliğinin halk tarafından büyük bir coşkuyla kabul görmesi de, bu sistemin yerleşmesinde oldukça etkili oldu.

Chaplin The Tramp’te (1915; Şarlo Serseri), yarattığı küçük serseri tipini yalnızca eğlendirici değil, aynı zamanda sevimli de kılabilmek amacıyla, sempatikliğinin de altını çizmeye başladı. Kendi filmlerinin hem yıldızı, hem yönetmeni, hem de yazarı olduğu için, Şarlo karekterinin içerdiği anlamları irdelemekte önemli bir konumdaydı. Bir eleştirmenin “zenginlerin bakış açısından çizilmiş bir yoksul tipi” olarak tanımladığı, Chaplin’in “küçük adam” dediği Şarlo tipi filmlerle birlikte gelişti.Siyasal tavrına yöneltilen saldırıda, hiçbir zaman ABD vatandaşlığına geçmemiş olmasının payı da vardır. Mavi Sakal öyküsünün iğneleyici bir uyarlaması olan “Monsieur
Verdoux” (1947), pek çok çevrenin yanı sıra Amerikan ordusunu da oldukça sinirlendirdi. ABD hükümetinin vergi borcu için sıkıştırması, ayrıca bazı politikacı ve köşe yazarlarının, yıkıcı etkinliklerle ilişkisi olduğunu ileri sürmeleri üzerine Chaplin, 1952’de ülkeyi terk etti. Geri dönüş hakkının ABD Adalet Bakanlığı’nca soruşturulacağını öğrenince 1953’te Cenevre’de bu haktan vazgeçtiğini açıkladı.
Bundan sonra ailesiyle birlikte İsviçre’de Vevey yakınlarında yaşamaya başladı. 1957’de Londra’da yaptığı, “A King in New York” (New York’ta Bir Kral), Amerika’ya Karşı Etkinlikleri Soruşturma Komitesi’ne, anlamsız televizyon reklamlarına ve Amerikan tarzı yaşamın başka yanlarına yönelik eleştirilerle dolu bir komediydi. Film, Chaplin’in özellikle reddettiği komünizm yanlılığı suçlamalarının artmasına yol açtı. 1966’da başrollerini Marlon Brando ve Sophia Loren’in oynadığı, kendisinin de hem senaryosunu yazdığı hem de küçük bir rolde göründüğü‚ A Countess from Hong Kong’u (Hong Konglu Kontes) çekti. 1972’de kendisine verilen özel Oscar ödülünü almak üzere ABD’ye gitti.